KÖRKÜLER KASABASI - YALVAÇ - ISPARTA
Degerli ziyaretci arkadas,siteden daha iyi yararlanmak icin giris yapmaniz gereklidir.biz bazi siteler gibi tek yanli ve belirli bir kisi veya kurumlara hitap etmiyoruz.Bu sitede istediginizi paylasabilirsiniz ama saygi ve sevgi kurallari cercevesinde.selamlarla...

Sorumluluk-------------------------------------------------------------------------
Forumda
yazılan yazıların sorumluluğu yazan kişi/kişilere aittir. Forum Yönetimi bu
konuda sorumlu
tutulamaz.
_________________

KAYGUSUZ
ABDAL bu ilmi,
Okudum, anladım, bildim.
Bütün âlemlerin hükmü,
Kâmil
insan elindedir.

İMAM-I ALİ EFENDİMİZİN MUCİZELERİ 3

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek

İMAM-I ALİ EFENDİMİZİN MUCİZELERİ 3

Mesaj tarafından candost32 Bir Ptsi Ocak 05, 2009 5:32 am

ESRARU EMİR’ÜL MÜMİNİN

Bir gün Cebrail aleyhisselam Resulullah (saa)’nın yanında iken Hz. Ali gelir. Cebrail o zaman ayağa kalkar. Resulullah (saa) ona: Bu gence ayağa mı kalkıyorsun” dedi. Cebrail dedi ki: “Çünkü onun bana öğretme hakkı vardır” dedi. Resulullah dedi ki: “Nasıl bir öğretme hakkı vardır ey Cebrail?” dedi. Cebrail dedi ki: “Allahu Teala beni yarattığında bana sordu ki: Sen kimsin, adın nedir, ben kimim ve adım nedir?” Ben ne cevap vereceğime hayret ettim. O zaman nurlar aleminden bu genç geldi ve bana ne cevap vereceğimi öğretti. Bana buyurdu ki: De ki: “Sen Celil olan Rabbimsin ve adın Cemil’dir, ben de zelil olan kulum ve adım da Cebrail’dir.” Bunun için ona ayağa kalktım ve onu tazim ettim. Resulullah (saa) buyurdu ki: “Ey Cebrail, yaşin kaç?” Cebrail dedi ki: “Ey Resulullah, Arş’ta bir yıldız var ki, her otuz bin yılda bir kez çıkıyor. Onu otuz bin kez çıktığını gördüm”


(5)

Hz. Ali (a.s)’nin şecaat ve Yiğitliği
ımam Seccad (a.s) Yezid’in önünde kendisini tanıtırken Hz. Ali (a.s)’ın sıfat ve faziletlerini sayarak şöyle buyurdular:
“Ben öyle bir adamın oğluyum ki, herkesten daha cesaretli ve yiğit idi; iradede herkesten daha güçlü idi; savaşta bir aslan gibi düşmanı öldürüyordu; kuru otlarda esen bir kasırga gibi onları dağıtıyordu.” [98]
Allame ıbn-i Ebi Cumhur el- ıhsai şöyle naklediyor:
“Cabir-i Ensari şöyle rivayet etmiştir: Basra’da (Cemel Savaşinda) Hz. Ali (a.s)’la birlikte idim. Yetmiş bin kişi bir kadınla (Aişe ile) toplanmışlardı, savaştan kaçan her insanın; “Ali beni hezimete uğrattı”, yaralanan her şahsın; “Ali beni yaraladı”, can veren herkesin; “Ali beni öldürdü” dediklerini gördüm. Ordunun sağ kolunda olduğumda Hz. Ali’nin sesini duyuyordum; sol kolunda olduğumda yine onun sesini duyuyordum. Talha’nın can verdiği an onun yanından geçerken; “Kim bu oku sana attı” dediğimde; “Ali bin Ebi Talib attı” dedi. Bunu duyunca; “Ey Bilkıys ve ıblis hizbi! Ali ok atmamıştır, onun elinde sadece kılıç vardır” dedim. Talha dedi ki: “Ey Cabir! Ali’nin göğe çıktığını, yere indiğini, doğudan ve batıdan geldiğini görmüyor musun? Doğu ile batıyı bir şey yapmıştır, süvariye yetiştiğinde onu mızrak vs. şeyle dürtüyor; biriyle karşilaştığında onu öldürüyor, yaralıyor ve yüzüstü yere seriyor veya; “Ey Allah’ın düşmanı öl” dediğin de o adam ölüyor, ondan hiç kimse kurtulamıyor.” [99]
Savaşlardan birinde Hz. Ali (a.s)’ın komutanları ımama: “Eğer yenilgiye uğrarsak sizi nerede bulabiliriz?” diye sorduklarında şöyle buyurdular: “Beni nerede bıraktıysanız ben oradayım, oradan başka bir yere ayrılmam.” [100]

(6)

Hz. ALİ NİN 1000 YILLIK ÖLÜYÜ DİRİLTMESİ

Birgün, Sultân-i Enbiyâ ve Resûl-i müctebânin huzûrlarına üç kimse geldi. Biri hazret-i İbrâhîm aleyhisselâmın kavminden, biri hazret-i Mûsâ aleyhisselâmın kavminden, biri hazret-i İsâ aleyhisselâmın kavminden idi. "Salevâtullahi aleyhim ve alâ nebiyyinâ." Hazret-i İbrâhîm kavminden olan kimse ileri gelip, dedi ki: Yâ Muhammed! Bütün Peygamberlerin büyüğü ve efdali benim diyorsun. Nereden bilelim ki, Allahü Sübhânehü ve teâlâ hazretlerinin makbûlüsün. Hazret-i İbrâhîme Allahü teâlâ halîlim demiştir. Resûlullah "sallallahü teâlâ aleyhi ve alihi ve sellem" buyurdu ki; "Allahü Sübhânehü ve teâlâ hazretleri, hazret-i İbrâhîme halîlim dedi ise, bana habîbim demiştir. Kişinin dostumu yakındır, yoksa mahbûbu mu [sevgilisi mi]." O kimse hayrân olup, cevâba kâdir olamadı. Hemen Resûl-i ekremin mubârek cemâline nazar edip, kalbden (Eshedü en lâ ilâhe illallah vahdehü lâ serîkeleh. Ve eshedü enne Muhammeden abdühü ve resûlüh.) dedi. Ondan sonra hazret-i Mûsâ kavminden olan kimse ileri gelip, dedi ki, yâ Muhammed! Bütün Peygamberlerden benim mertebem yüksekdir. Hepsinin serveri ve sultânı benim, diyorsun. Nereden inanalım ki, Allahü teâlâ hazretlerinin yanında senin merteben, diğer Enbiyâdan yüksektir. İşittik ki, Allahü teâlâ , hazret-i Mûsâya kelîmim demiştir. Her zemân Tûr-i sînâya çıkarıp, kelâm söyler idi. Hazret-i Fahr-i âlem ve seyyid-i veled-i Âdem "sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem" buyurdular ki, "Allahü Sübhânehü ve teâlâ, hazret-i Mûsâya kelîmim dedi ise, bana habîbim, demiştir. Eğer hazret-i Mûsâyi Tûr-i sînâya çıkardı ise, bana, hazret-i Cebrâîl aleyhisselâmla, Cennet elbiseleri ile burakı donatıp, gökleri, yerleri, arşi ile kürsîyi ve Cennet ve Cehennemi ve kevn-ü mekânı az zemân içinde seyr ettirdi. Kabe kavseyn ev ednâ rütbesine varınca, Allahü teâlâ bana o seklde ihsânlar ve nihâyetsiz lutfler eylemiştir ki, hicâbi aramızdan kalkmıştır. Elhamdülillah ki, Allahü Sübhânehü ve teâlâ biz za’îf kullarını o sultânın ümmetinden eyledi. Allahü teâlâ hazretleri bana va’d eyledi ki, benim ümmetimden her kim benim rûh-i pâkime günde yüz kerre Salevât-i serîfe getirmeyi âdet hâline getirip, terk eylemese, bin kerre rahmet eyler. Ve Cennet içinde bin derece verir. Bin günâhı mahv olur. Bin altın sadaka vermişçesine sevâb verir." Ebû Hüreyre ve Enes bin Mâlik rivâyet etmişlerdir ki, o kimse de birşey söyliyemeyip, cevâba kâdir olmayıp, Resûlullah "sallallahü teâlâ aleyhi ve alihi ve sellem" hazretlerinin mubârek ayaklarına yüz sürüp, bin zevk ile parmak kaldırıp, (Eşhedü en lâ ilâhe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühü ve resûlüh) dedi. Ondan sonra, hazret-i Îsâ aleyhisselâm kavminden olan, ileri gelip, dedi ki, yâ Muhammed! Allahü teâlâ hazretlerine bütün Peygamberlerden yakînim ve sevgiliyim. Seyyidil evvelin ve âhirîn benim, dersin. Hazret-i Îsâ aleyhisselâmin rûhullah olduğunu isitmedin mi. Allahü teâlânın emri ile ölüleri diriltirdi. Fahr-ül kevneyn ve Resûl-i sekaleyn "sallallahü teâlâ aleyhi ve alihi ve sellem" buyurdu ki, (Varın, Alîyi çağırın.) Eshâbdan birisi gidip, hazret-i Alîyi çağırdı. Hazret-i Alî geldikden sonra, Resûl-i ekrem hazretleri, o kimseye buyurdu ki, (Bir eski mezâr ki, ondan eski mezâr olmasın. Var Alîye göster.) O kimse dedi, falan yerde bir mezâr vardır. Bin yıllık mezârdır. Hazret-i Habîb-i ekrem "sallallahü teâlâ aleyhi ve ve alihi ve sellem" buyurdu ki, (Yâ Alî! Var o mezârin üzerine üç kerre çağır. Bekle ki, Allahü tebâreke ve teâlâ hazretlerinin emri ile ne zuhûr edecekdir.) Hazret-i Alî "aleyhisselam" o mezârin üzerine varıp, bir kerre (yâ Ya’kûb!) diye çağırdı. Allahü tebâreke ve teâlânin emr-i serîfi ile mezâr orta yerinden yarıldı. Bir def’a (yâ Ya’kûb) diye çağırdı. Mezâr açıldı. Bir def’a dahâ (yâ Ya’kûb) diye çağırdı. O sırada mezâr içinden bir nûrânî pîr kalktı. Saçları uzamış. Başindan toprağı saça saça ayak üzerine durup, yüksek sesle söyledi ki, (Eshedü en lâ ilâhe illallah vahdehü lâ şerîke leh. Ve eshedü enne Muhammeden abdühü ve Resûlüh.) Ondan sonra hazret-i Alî ile hazret-i Habîb-i ekremin "sallallahü teâlâ aleyhi ve alihi ve sellem" huzûruna gitdiler. Bu açık mu’cizeyi görmekle çok kâfirler îmâna geldiler. Hazret-i Îsâ "alâ nebiyyinâ ve aleyhisselâm" kavminden olan kimse müslimân oldu.
KAYNAK: Seyyid Eyyûb bin Siddîk "MENÂKIB-I ÇIHÂR YÂR-I GÜZÎN" (Dört Halîfenin Üstünlükleri) 6. BAB, Yirminci Menâkib:

(7)
Hz. ALİ' NİN Sözüne İtiraz Edenlerin Deli Olması
Hazret-i emîr-ül mü’minhu vechehü" bir gün minbere çıktı. Buyurdu ki: Ben Allahın kulu, Resûlünün kardeşi, Cennet kadınlarının seyyidesinin nikâhlısıyım. Her kim benden gayri bu da’vâda bulunsa, Allahü teâlâ hazretleri o kimseye belâ verir. O meclisde olan bir kisi, dedi ki: Allahın kuluyum ve Resûlullahın kardeşiyim sözü kimseye hos gelmez, bu söze kimse inanmaz. O sahs yerinden kalkmadan, aklını kaybedip, deli oldu. Onu, ayağından yapışıp, mescidden dışarı sürüdüler. Komşularından, ona dahâ evvel böyle bir şey olmuş mu idi diye sordular. Dediler ki, olmamıştı. Herkes bildi ki, Emîr-ül Mü’minîn Alî "kerremallahu vechehü" nin sebebi ile oldu. (Sevâhid-ün nübüvve)den alınmıştır.
KAYNAK: Seyyid Eyyûb bin Sıddîk "MENÂKIB-I ÇIHÂR YÂR-I GÜZÎN" (Dört Halîfenin Üstünlükleri) 6. BAB, Altmışıncı Menâkib
avatar
candost32

Mesaj Sayısı : 296
Yaş : 32
Nerden : KERBELA'DAN,MADIMAK'TAN
Reputation : 0
Points : 656
Kayıt tarihi : 05/01/09

http://korkulerlicanlar.yetkinforum.com/

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön

- Similar topics

 
Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz