KÖRKÜLER KASABASI - YALVAÇ - ISPARTA
Degerli ziyaretci arkadas,siteden daha iyi yararlanmak icin giris yapmaniz gereklidir.biz bazi siteler gibi tek yanli ve belirli bir kisi veya kurumlara hitap etmiyoruz.Bu sitede istediginizi paylasabilirsiniz ama saygi ve sevgi kurallari cercevesinde.selamlarla...

Sorumluluk-------------------------------------------------------------------------
Forumda
yazılan yazıların sorumluluğu yazan kişi/kişilere aittir. Forum Yönetimi bu
konuda sorumlu
tutulamaz.
_________________

KAYGUSUZ
ABDAL bu ilmi,
Okudum, anladım, bildim.
Bütün âlemlerin hükmü,
Kâmil
insan elindedir.

Neyzen Teyfik Anıları

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek

Neyzen Teyfik Anıları

Mesaj tarafından candost32 Bir Perş. Haz. 11, 2009 4:32 pm

Neyzen Tevfik Kolaylı
Küfür, lisanın tuzu. Biberidir!
Neyzen Tevfik Kolaylı


Ben Bugün de "Hiç"im!

Sadrazam Talat Paşa, bir gün Neyzen Tevfik'e devlet dairelerinden birinde kâtiplik önerir. Neyzen Tevfik:
-Kâtip olacağım da ne olacak? Diye sorar. Teşekkür beklerken böyle bir soru ile karşılaşınca şaşıran Talat Paşa, memurluk katlarını altta üste sıralar:
-Önce şu, sonra bu...
Neyzen'in hâlâ hoşnut olmadığını sezince de, şöyle sürdürür:
-Daha sonra vekil, nâzır, kim bilir belki de sadrazam...
Neyzen'in yanıtı yine bir soru olur:
-Ya sonra?
Talat Paşa, bir an duraksar, "sonrası" padişahliktır çünkü. İster istemez:
-Hiç!
Der. Bu yanıt karşısında güler ve şöyle der Neyzen Tevfik:
-Ben bugün de "hiç"im! Sonu "hiç" olduktan sonra bunca zahmete ne gerek var?



NEYZEN TEVFİK'İN KİŞİLİĞİ
Neyzen Tevfik'e ilişkin anı ve anektodlarla şiirleri belirli bir kişiliği ete-kemiğe büründürüyor. Bu kişilik üzerinde akıl yürütebilmek için birkaç tanıklık ve anektodu aktarmakta yarar var.

* Neyzen Beyoğlu'nda oturuyordu. Bir gün sokağa çıkarken donunu giymeyi unuttu. Majik Sineması'nın önüne gelince, bu eksikliği anladr. Yanındaki genci eve yolladı, donunu getirtti. Don gelince, sırtındaki paltosunu çıkartıp gence uzatarak: "Tut şunu!... Paravan olsun!" dedi. Sonra pantolonunu çıkararak sinemanın önünde donunu giydi! (Münir Süleyman Çapanoğlu)

* "...Tünel'in yanındaki sokakta, duvar dibinde kıvrılıp yatarken yanıma biri yaklaştı. Polis değildi, onlar beni bilirler, tanırlar, bir şey söylemezlerdi. Her halde âşina bir sima idi, Dikkatle baktım, fakat tanıyamadım, şimdi bile hatırlamıyorum, kim olduğunu... ... Galiba Mânizade Hüseyin efendi, yahut Sait Cebbare idi. Beni evine götürdü, elbise, çamaşır verdi, bir oda ayırdı, ceplerimi para ile doldurdu. Fakat kim durur ki, iki gün geç sabrettim, üçüncü gün kaçtım. Rahat, beni rahatsız etmişti. Doğru soluğu Galata'da aldım, meyhanelerden birine daldım, başladım çakmağa... Gece orada yatmıştım. Sabahleyin uyandığım zaman cebimde on para kalmamıştı. Üstelik elbiseler de gitmişti, sırtımdaki şey yağlı bir makinst tulumuydu. Gece içerken biriyle mübadele etmişim... Müze Müdürü Muhtar Paşa'nın arabı vardı. Hadi; tımarhane arkadaşım, ona vermişim. O paralara gelince şuna buna dağıtmışım." (Neyzen Tevfik)

* "Dostlarım hırsızlar, yankesiciler, esrarkeşlerdi. Yeni Cami'de Arnavut İsa'nın kahvesinde gece işçileri, dızdızcılar, mantarcılar arasında yattığım zamanlar, hayatımın en mesut zamanları idi." (Neyzen Tevfik)

* Neyzen, kılığına kıyafetine hiç dikkat etmez, şık elbise giymezdi. Üstü başı meze lekeleriyle dolu, pis bir kıyafetle gezmekten zevk duyardı. Çamaşırlarını kendi yamalar, söküklerini kendi dikerdi.
Yandan patlamış ve parmakları dışarı fırlamış kunduralarla gezer, bazan da ayaklarına asker postalı takardı.

O, giyecek kundura mı bulamazdı? Elbette bulurdu. Fakat bu hal ile gezişin sebebi vardı. Patlak ayakkabı ile gezen bir zavallı görür, kendi ayaklarındaki sağlam kunduraları ona verir, onunkileri kendi alıp giyerdi. Ve bu -kendi tabiriyle- 'tam yerinde bir trampa!' idi." (Münir Süleyman Çapanoğlu)

* "Bir gün yüksek bir zatın ziyafetine gidiyorduk. Onu da aldık. Vapurda içmek için para istedi.
- Canım, orada her şeyin en nefisi bizi bekliyor. Biraz sabırlı ol.
Dedik, vermedik. Küstü, somurttu. Bu sırada vapur da Karaköy iskelesine yanaşmaya başlamıştı. Ansızın kaynaşan kalabalığın içinde Neyzen'i kaybettik. Salondan çıkarken kulağımıza 'Ney'inin sesi geldi. Biz ilerledikçe, sesler daha kuvvetleniyordu. İskeleye çıkınca ne görsek beğenirsiniz?
Tevfik, çımaların yanına bağdaş kurmuş, önüne de mendil açmış, çalıp parsa toplamıyor mu?
Göz göze gelince, ağzını yayarak, küfretti ve mendildeki paraları göstererek:
- İşte bana vermediklerinizi bu kirli mendile doldurdum! Dedi ve sonra bağırdı:
- Yûhâ sizin ziyafetinize!" (Hakkı Süha Gezgin)

Gerek Neyzen Tevfik'in anlattıkları, gerekse de anı ve tanıklıklar,içinden geldiği gibi, tüm kayıtlardan uzak yaşama isteği ile dolu bir kişiliği işaret ediyor. Baskıya, yetkeye, düzene, sıkıdüzene karşı bir kişidir. Öte yandan "ortalama birey"ce önemsenen ne varsa tümüne karşıdır. Paraya, mala, üne ve hiç kuşkusuz bunların ele geçirebilmek için yapılıp edilenlere...

YAŞAM KARŞISINDAKİ TUTUMU
Neyzen Tevfik'in yaşamı, bir tür "özgürlük arayışı"dır. Toplumsal yaşamın sınırlayıcı kurallarının tümünden sıyrılmayı, onlara karşın, içinden geldiği gibi yaşamayı seçmiş ve yaşamı boyunca bunu gerçekleştirmeye çalışmış bir insan o. Yerçekimine meydan okuyor o. Ona karşın, zaman zaman da onu unutarak uçmaya çalışıyor. Ama yerçekiminin varlığını yadsımıyor. Ona karşın uçmaya çalışmanın bir bedeli olacağını da biliyor. Kendini gerçekleştirme kavgasında o bedeli göze alıyor. Serserilerin sabahladıkları yerler onu ürkütmüyor. Yangın yerleri, bekâr odaları, esrar kahvehaneleri, boydan boya sokaklar... onun aşina olduğu, korkmadan, çekinmeden sığındığı uğrak yerleri oluyor.

Neyzen Tevfik, bulunduğu ortamdan ve daha önemlisi de kişiliğinin baskısından kurtulmak için kendisini özgürlüğe ulaştıracağını düşündüğü ne varsa tümünü kullanıyor. İçki, esrar gibi ortamdan kopmaya olanak sağlayarak geçici bir rahatlama sağlayan nesneleri oburca tüketmiştir. Bir konuşmasında şöyle diyecektir:

"Yıllarca ayık gezdiğimi bilmiyorum. Esasen hayatımda bir kere sarhoş oldum. O günden beri mahmurluk bozuyorum. 1914 savaşının sonuna kadar 18 868 okka rakı içtim. Ne gülüyorsun?.. Hesap ettim, hesap.. Fakat ondan sonrasını bilmiyorum. Rakıdan başka, üç dört ton esrar içtim. Bir o kadar da afyon yuttum. Bu üç azametli hakan, kafamda saltanat kurdular, senelerce kımıldanmadılar oradan".

Ölümü üzerine yazdığı bir şiirde şöyle betimler onu Özdemir Asaf:

PORTRE(Neyzen Tevfik için)
Bütün metrelerin ve santimlerin
Bütün kiloların ve gramların
Bütün rakıların
Ürktüğü adam.
avatar
candost32

Mesaj Sayısı : 296
Yaş : 33
Nerden : KERBELA'DAN,MADIMAK'TAN
Reputation : 0
Points : 656
Kayıt tarihi : 05/01/09

http://korkulerlicanlar.yetkinforum.com/

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön

- Similar topics

 
Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz